Kategori: TOPLUMSAL BOYUT
16-KADIN VE SPOR
Bir toplum içinde kadının
spora katılımı, kadının o toplum içerisindeki genel
statüsünün bir yansımasıdır. Dünya genelinde de kadının
konumu ve kendisine biçilen roller düşünüldüğünde, spor
içinde kadının sporcu özelliğinden önce cinsiyetiyle
değerlendirildiği söylenebilir. Özellikle 1970'lerin
başından itibaren gelişen feminist akımla birlikte,
kadın ve spor konusu ciddi olarak ele alınıp,
tartışılmaya başlamıştır.
Feminizm, cinsiyet
ayırımcılığına karşı çıkarak cinsler arasında siyasal,
ekonomik ve toplumsal eşitliği savunan bir görüştür.
Fransız Devrimi'nin ardından kadın özgürlüğünün,
kadınların seçme, seçilme ve mülkiyet haklarının
savunulması biçiminde ortaya çıkmış, çeşitli eylem ve
reformlar sonucunda bazı hakların elde edilmesinden
sonra ise erkeğin kültürel egemenliğiyle mücadeleye
yönelik bir harekete dönüşmüştür (2, 497). Bu
gelişmelerin bir ürünü olarak, kadına eğitimde fırsat
eşitliği sağlama amacıyla Amerika Birleşik Devletlerinde
“Islah Eğitimi 1972” çalışmaları başlatıldı ve “Title IX”
projesi ile Federal Fonların kullanılması sağlanarak
kadınların spor yaparak halk gündeminde statü elde
etmeleri sağlandı. Tıtle IX'un içeriği, sporda kadınlara
fırsat ve ödül eşitsizliğine karşı organize lobi
birlikteliği sağlamaktı (3, 101). Her ne kadar
feministlerin 1972'de Eğitim Islah Hareketi ile
bekledikleri kanun hükmündeki düzenlemeler tam 16 yıl
sonra 1988'de gerçekleşmiş olsa bile bu süreç
içerisinde, okullarda kız spor programlarının
yaygınlaşması, kızlar için düzenlenen okul
müsabakalarının yaygınlaşması, kızlar için düzenlenen
organizasyonlara daha fazla kaynak ayrılmasına neden
olmuştur.
Her konuda olduğu gibi, sporda da cinsiyet üstünlükleri söz konusudur. Spor dallarında, farklı yüzde performans düzeyleri ile bir dominant taraf mevcuttur. Ancak gelişim düzeyleri farklı toplumlarda bu konuya olan bakış açısı değişmekte, endüstrileşmiş ülkelerde kadınların spora katılım oranı fazla iken gelişmekte olan ülkelerde ise bu oran düşüktür. çünkü bu toplumlarda kadın, hala dişi cinsin yalnızca doğurganlık için yaratıldığı, ter yerine parfüm kokması, aktif yaşam yerine pasif yaşamı seçmesi düşünülmektedir. Spora katıldığında ise, kadının tenis, yüzme, paten gibi artistik ve estetik branşları seçmesi önerilmektedir (1, 183). Spor genelde özgür ve isteyerek yapılıyor görünür. Katılım, yaş, cins, sınıf ve ırka bağlı olduğu halde, ihtiyacın doğurduğu alanlardan (maaşlı erkek işleri ve maaşlı kadın işlerinden) biri olmadığı için özgür görünür. Sporun bu özgür ve bağımsız iç hayatı, kadına gelince kaybolur. çoğunluk bilincinde yatan, kadının sporda varlığının garipsenmesidir. Bayan spor haberlerinin verilmesinde, genellikle sporun kendisi değil de, alışılmamışlık ve mizahi olması üzerine kurulur (5, 34). Medyada kadın sporcularla ilgili haberlerin çoğunda onların ev hanımı ve annelik özelliği üzerinde durulur. Kadın sporcularla ilgili fotoğraf veya televizyon görüntüleri ise ya değişliliklerini vurgulayacak pozisyonlardan ya da tam aksine spor yapan kadının nasıl cinsiyetinden uzaklaşarak erkekleştiğini vurgulayacak pozlardan oluşur. çünkü sporun çağrıştırdığı, hızlı, güçlü ve kuvvetli olma gibi özellikler aynı zamanda erkek cinsinin çağrıştırdığı özelliklerdir. Bu nedenle spor genelde erkek kimliği ile özdeşleşmiştir ve erkek işi olarak görülür. Fiziksel başarı ve erkeksilik aynı anlaşılmaktadır. Başarılı kadınlar başarıları arttıkça erkekleşir.
Başarılı bir kadın sporcu, erkek gibi ama
başarısız bir kadın gibi görülür. Hiç bir erkek sporcu
toplumda böyle bir ikilem yaşamaz. Eğer kadın sporcu
başarılı ise erkek olduğundan şüphelenilir. Kadın
sporcuların cinsiyet testinden geçirilmelerinin sebebi
hep bu yüzdendir. Kadın sporcular ancak buz pateni, cimnastik gibi sporlarda başarıya ulaştıklarında toplum
tarafından övülüp alkışlanırlar. Bu tip sporlar da zaten
gençliğe, esnekliğe ve dişilik imajına bağlı olduğundan,
sporda cinsiyet ayırımının bir göstergesi olarak tekrar
karşımıza çıkar (5, 36). Bayanların yaptığı sporlar
Güney Amerikada gazetelerin %15'lik bir haber oranını
oluştururken, bu oran tüm spor magazininin %3 ile
%7'sini, bayan magazin medyasını ise % 1 ile %3'lük bir
oranda kapması anlamına gelir. Bu marjinal kapsam tüm
spor yarışmalarında ve basında aynı orandadır; yerel
genç sporcuların yaptıkları spordan tutun, olimpik
sporlara kadar bu oran değişmemektedir. Salt kadın
haberlerini kapsayan yazılı basın bile sporcu bayanların
ya spordaki dişiliklerini imaj olarak alır ya da kadının
sporda çok hafife alındığına dair izlenimler vardır.
Bayanların yaptığı takım sporlarıyla ilgili öylesine az
yorumlar vardır ki; bu yorumlar genelde ya olumsuzdur ya
da hafife alınarak mükemmellikten uzak kahramanlar,
duygusal yönleri sorunlu, çelişkilerden oluşmuş olağan
dışı insanlar gibi yorumlar yapılır (4, 233). Toplumdan
topluma farklılıklar göstermesine rağmen tüm ülkelerde,
spor içinde yer alan kadına karşı hakim olan bu
düşünceler, kadının spora yönelmesindeki oranları ve
aktivite çeşitlerini belirlemektedir. çoğunlukla
kadınların spora yönelmesi, yine güzelliklerini ve
çekiciliklerini korumak amacıyla, formda kalmak için
aerobik, step, yürüyüş ve jogging'i tercih etmek
şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Kadınların sporda kabul
görmemesi, eski Yunanda olimpiyatlara kadınların
alınmamasıyla başlamış, modern oyunların tekrar
doğmasıyla, Baron De Coubertin tarafından da
sürdürülmüştür (4, 228). Dünya sporunun gelişmesinde ve
yaygınlaşmasında önemli bir yeri olan Coubertin yaptığı
ateşli konuşmalarla, 1901'de “kadınların rolü,
erkeklerin galibiyetini takdir etmektir”, 1902de “kadın
sporları, doğanın kurallarına aykırıdır”, 1912'de
“Olimpiyat oyunları erkeklere ayrılmalı ve kadın
sporcuların görünüşlerinin korkutucu olduğu düşüncesi
vurgulanmalıdır. ”, buyurmuşlardır. 1924 yılında
kadınlar erkeklerden 20 yıl sonra yarışmaya
başladıklarında ise Coubertin, Uluslararası Olimpiyat
komitesinde kadınların oyunlardan uzaklaştırılmasını
istemiştir. 1925'de kadınların tasnif dışı yarışmalarını
önerirken, 1934'de kadın sporcuların yarışmalarda yer
almasının erkek sporcular için iyi olmadığı konusunda
uyarılarda bulunmuştur. 1935'de ise tekrar ısrarla
kadınların halk karşılaşmalarına katılmasına karşı
olduğunu, onların toplum içerisinde spor yapmaması
gerektiğini, olimpiyat oyunlarında kadınların asıl
rolünün erkeklerin başarılarının ödüllendirilmesinde
görev almak olduğunu vurgulamıştır (4, 227). Kadın
hareketleriyle birlikte belirli ölçüde sosyal değişim
sağlanmasına rağmen hala yarışma sporlarına katılımda,
çalışma ve boş zamanları değerlendirmede sporun yer
alışı bakımından kadın ve erkekler arasında büyük
farklılıklar vardır. Ancak belli bir sosyo-ekonomik ve
kültürel seviyeye sahip aileler, kız çocuklarının spor
yapması için çaba sarfetmekte ya da kendisi geçmişte
spor yapmış anneler kız çocuklarını spor yapmaya teşvik
etmektedir. Buna rağmen spora başlayan kız çocuklarının
spor yapma süreleri ve düzeyleri yine toplumun yapısına
bağlı olarak erkek çocuklara kıyasla daha düşük
olmaktadır. Belirli bir yaşa kadar çocuk üzerinde
annenin etkisinin daha fazla olduğunu göz önünde
bulundurarak, sporun toplum geneline yayılması ve büyük
çoğunluk tarafından yapılır hale gelmesi için kadının
spora ilgisini arttırmak, dahası aktif olarak sporun
içinde yer almasını sağlamak için çaba sarf edilmelidir.
KAYNAKLAR |