Kategori: SPORDA RİSKLER
İÇ A.GENEL SAĞLIK DURUMU
Sporcunun yapacağı
antrenman veya yarışma öncesi sağlık durumunda ortaya
çıkabilecek akut sorunlar veya genel sağlık durumundaki
kronik sorunlar onun performansını olumsuz etkiler.
Ayrıca yaralanmalar karşısında bir risk faktörü doğurur.
Örneklemeye çalışırsak, vücudun ateşli olması, solunum
yollarındaki bazı rahatsızlıklar, ishal vb sürekli
yaşanabilen sorunlar, sporcunun göstermesi gereken
performansı sergileyememesine ve yaralanmalar karşısında
risk altında olmasına neden olur.
B.PSİKOMOTOR GELİŞİM
Psikomotor gelişim
bireyin doğum öncesi döneminden başlayarak yaşamının
sonuna kadar devam eden ve hareketleriyle ilgili
davranışlarındaki değişimleri kapsayan bir süreçtir.
Gelişim, büyüme,
olgunlaşma, hazırbulunuşluk ve öğrenme kavramlarını
içermektedir. Büyüme nicelikte adım adım gözlenebilen
değişikliğe karşılık gelir. Olgunlaşma ise kalıtım ve
çevre koşulları arasındaki etkilenişim sonucu belirgin
olgunluk düzeyine ulaşmasını sağlayan biyolojik
değişimler veya organizmanın temelindeki gizli güçlerin
görev yapmaya hazır duruma gelmesi olarak
tanımlanabilir. Yeteneklerini kullanmak, becerilerini
geliştirmek için çocuğun büyüme ve olgunlaşmasının yanı
sıra öğrenmeye de gereksinimi vardır. Öğrenme, bireyin
çevresiyle etkilenişimi sonucu oluşan kalıcı davranış
değişmeleridir. Hazır bulunuşluk kavramı da hem
olgunlaşma hem de bir iş için gerekli ön yeterliliği
kapsamaktadır ve çeşitli düşünsel, toplumsal ve duygusal
deneyimler sonucu öğrenilenlerin gelişimdeki önemini
vurgulamaktadır.
Antrenman programlarının
planlanmasında ve uygulanmasında psikomotor gelişim
sürecinin seyri dikkate alınmalıdır. Özellikle
çocukların olgunluk düzeyi bilinmeden öğretilmeye
çalışılacak becerilerin öğrenilmesi mümkün olamayacağı
gibi yetenekli çocukların spordan uzaklaşmasına veya
yaralanmalarına yol açabilir.
C.FİZİKSEL UYGUNLUK
Yeterli kondisyonel
özelliklere sahip olmamak ve sezon öncesi kondisyon
çalışmalarının yeterli derecede yapılmaması önemli bir
yaralanma riskinide beraberinde getirir.
Tekin yaptığı çalışmada
yeterli kondisyon antrenmanı yapmamış futbolcularda,
sakatlanma yüzdesinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
1.Aerobik dayanıklılık
Sporcunun yaptığı spor
dalına göre etkin olan enerji oluşum sistemi, onun
ortaya koyacağı performansı doğrudan etkileyen bir
konudur. Bilindiği gibi bir dakikanın üzerindeki
fiziksel aktivitelerde süre uzadıkça etkin olan enerji
üretim sistemi aerobik enerji olmaktadır.
İşte bu noktada aerobik
enerji oluşum sisteminin etkin olduğu spor dallarında,
yetersiz bir aerobik dayanıklılık ile yapılacak
antrenman ve yarışmalarda sporcunun gerek ortaya
koyacağı performans düşük olacak, gerekse yetersiz
aerobik dayanıklılık onun yaralanma riskini
yükseltecektir.
2.Kuvvet
İşte, bu doğrultuda
ortaya konulan kuvvetin yetersizliği, o kuvveti
oluşturan kaslarda çeşitli zorlanmalar ve kopmalara
neden olup bir yaralanma riski yaratacağı gibi, ortaya
konulan performansın da yetersizliğine neden olur.
3.Sürat
O zaman, spor dalında bu
özelliği ortaya koyacak yeterli sürate sahip olmamak bir
risk doğurur. Bu risk hem performansın düşmesine, hem de
yaralanmaya yol açacak zorlanmalara neden olur.
4.Sportif beceri
Beceri ile daha ziyade
değişik kas grupları arasında iyi bir koordinasyon
sağlanarak yapılacak hareketin daha mükemmel olması
sağlanır. Burada önemli olan hareketi ylapacak kas
grupları arasında sağlanacak koordinasyondur.
Dolayısıyla kassal bir aktivitenin kolaylıkla yapılması
bir beceri ürünüdür. Bir sporcunun yaptığ ıspor
dalındaki temel teknik özellikleri iyi yapabilme
derecesi onun temel teknik hareketi yanlış yapmaktan
doğacak risklerden uzak tutar. Bunun aksi hem sporcu
hemde rakibi için bir risk oluşturur.
Sonuç olarak bu sporcunun
beceri eksikliği hem sporcunun performansını olumsuz
yönde etkiler, hem de yaralanma riskini ortaya çıkarır.
5.Koordinasyon
Bilindiği gibi
koordinasyon, bir hareket sırasında o harekete katılan
kaslar ile merkezi sinir sistemi arasında gösterilen
uyumdur. Dolayısıyla bir sportif aktivite sırasında
gösterilen uyumdur. Dolayısıyla bir sportif aktivite
sırasında gereken çeşitli ve bir seri hareketin hızlı,
akıcı ve uyumlu bir şekilde yapılması o harekete
katılacak tüm vücut organlarınnın zamanlaması, ortaya
konulacak performansın iyiliğini etkileyen bir
faktördür. Bu noktada koordinasyon bozukluğu veya
yetersizli gerek sergilenecek performansın düşmesine,
gerekse hareketin amacından sapması sonucu ortaya
yaralanma riski doğuracak bir hareket çıkmasına neden
olabilir.
D.FİZİKSEL YAPI
Kişinin sahip olduğu
fiziksel yapı, ona yapacağı spor dalında, o spor dalının
gereksinim duyduğu fiziksel özelliklere göre zaman zaman
dezavantaj, zaman zaman da avantaj getirebilir. Şimdi,
bunları ortaya koymaya çalışalım.
1.Boy
2.Ağırlık
Ayrıca sıçramanın önemli
olduğu alanlarda aşırı vücut ağırlığı, kişinin sırtına
konmuş ağırlık gibi bir dezavantajdır. Bu ve buna benzer
performans düşürücü özelliklerin dışında normalin
üzerindeki vücut ağırlığı özellikle alt ekstremitelere
daha fazla yük binmesine ve ub ekstremitelerin yaralanma
riskini artırmaktadır. Sporcu seçimi yapılırken önceden
bu spor dalı ile ilgili olarak belirlenmiş olan fiziksel
yapı normların göz önünde bulundurumması, aile
özelliklerinin araştırılması ve sporcunun fiziksel
yapısına uygun bir branşa yöneltilmesi bu riskleri
minimuma indirmeye yardımcı olacaktır.
3.Eklem stabilitesi
Stabil olmayan eklem
çevresindeki kasların kuvveti arttırılarak, instabilite
kompanze edilir ve böyelce tendon ve ligamentlerin
yaralanma risklerini artırır.
Stabil olmayan eklem
çevresindeki kasların kuvveti arttırılarak, instabilite
kompanze edilir ve böylece tendon ve ligamentlerin
sakatlanma riski azaltılır. Sonuç olarak diyebiliriz ki,
eklemlerin yeterli stabiliteye sahip olmaması, o eklemin
ortaya koyacağı performansı düşüreceği gibi yaralanma
riskini de artırmaktadır.
4.Vücut yağ yüzdesi
Bir sıçrama sırasında diz
ve ayak bileklerine binen yük, vücut yağ oranının
fazlalağında artar. Eğer yeterli kas gücü ve bağların
güçlülüğü yok ise çeşitli yaralanmaları da beraberinde
getirir. Ama örneğin maraton yüzmede vücuttaki yağ oranı
vücudun ısısını korumada bir avantajı beraberinde
getirir.
5.Yaş
Jimnastik, rutmik
jimnastik gibi spor dallarında ise yaşın küçüklüğü bir
avantaj yaratır. Gelişme başlamadığı dönemlerde vücudun
esnekliği, kasların ve omurganın elastikiyeti çok
yüksektir. Bu özellikler de jimnastik, ritmik jimnastik
gibi sporlarda bir avantaj yaradır.
Medical Tribune
tarafından doktorlar arasında yapılan bir ulusal
kamuouyu yoklamasında, doktorların yüzde 40,5inin uygun
denetim olduğu taktirde 15 yaşın altındaki çocukların
vücut temaslı sporlara çok zarar görmeyeceği, yüzde
43,5ise rekabetin netelikli olmadığına dikkat çekmiştir.
Carlı Lendrgrenin belirtitği gibi 15 yaşın altında
çocuklarda kaburga, kafası kemikleri oldukça kırılgın
yapıdadır; vücut olgunlaşmamıştır; deri kolayca
incinebilir ve yırtılabilir.
Kas kuvveti yaş
ilerledikçe artan bir özelliktir. Örneğin 5 yaşından 30
yaşına kadar vücudun kas kitlesi yüzde 7,7den, yüzde
8,5e çıkarken; kas kuvveti 9dan, 14e çıkmaktadır. Yaş
ile kas kuvvetindeki artışın bir diğer göstergesi de 8-9
yaşındaki bir çocuğun kendi vücut ağırlığının 1/3ünü tek
elle kaldırıp birkaç adım atabilirken, 12-13 yaşında bu
miktarın iki katını, 16 yaşında ise kendi vücut ağırlığı
kadarını kaldırabildiği belirlenmiştir. Dolayısıyla
yaşın küçüklüğü kas kuvveti için bir dezavantaj yaratıp,
sergilenecek performansı düşürür.
6.Cinsiyet
Genellikle kadınlar kendi
fizyolojik sınrılarını erkeklerin yaptığı gibi sonuna
kadar zorlamazlar. Yani psikolojik sınır (insanın
yapabileceğini hissettiği) ile fizyolojik sınır (insanın
fiziksel ve fizyolojik olarak en üst düzeyi) arasındaki
uçurum vey afark kadınlarda erkeklerden daha büyüktür.
Yapılan araştırmalarda
kadınlarda spor yaralanmaları ve oranları erkeklere
oranla daha düşük görülmektedir. Dolayısıyla cinsiyet
sakatlanma riski açısından kadınlar lehine
görülmektedir. İşte bu nedenlerden ötürü, kadınlar spor
alanlarında erkeklerden daha az risk alırlar.
7.Önceki sakatlanmalar
Ayrıca önceden yaralanmış
veya operasyor geçirmiş bir bölgedeki kasların
zayıflaması ve yeterli reedükasyon, programının
uygulanmaması da yaralanma riskini arttırır.
8.Kas gerginliği,
sıklılığı
İşte, bu kasların
sertliği hem yaralanma riskini arttırır, hem de eklem
hareket açısını belirleyen öğelerden birisi olan
elastikiyet kaybolduğundan ortaya konan performans
düşer.
9.Alt
ekstremitenin
(Kalça/bacak/diz/ayak)
zayıflığı
Yana doğru eğilimli
arazilerde koşmak ayağı pronasyona zorlar, yokuş yukarı
koşularda aşil tendonuna fazla yük biner, yokuş aşağı
koşularda ise ayak topuğuna yük biner. Kalça, diz ve
ayak bağlantısındaki düzensizlikler, alt ekstremitelerin
aşırı zorlanmasına ve belirli noktaların fazla
yüklenmesine neden olur. Pronasyonlu ayak, pes planus
(düz tabanlık), pes kavus, metatarsal varus, tibia
vara,g enu valgum, patella alta, femur boynu
anteversiyonu gibi düzensizlikler; yürüme ve koşma
siklusunda yer alan fazların işleyişine engel olur ve
böylece normal biyomekanik işlevi bozan yapısal
düzensizlikler oluşturur.
İşte, bu ve buna benzer
sorunlar yüzünden sporcunun alt ekstremitelerinin
yeterli oranda güçlü olması gerekmektedir. Bunun aksi
yaralanmalara yol açıcı bir ortamı hazırlar.
10.Alt esktremitenin
eşitsizliği
11.Aşırı
kullanma (Overuse)
Aşırı kullanım (overuse)
yaralanmaları kas-tendonda tenisci dirseği
(tenniselbow); tendonda, aşil tendiniti (achilles
tendonitis); bursada omuz bursidi (shoulder bursitis) ve
kemikte de stres kırıkları (stress fracture) şeklinde
ortaya çıkabilir. Bu hem sergilenecek performansı
düşürücü, hem de yaralanma riskini yükseltici bir
durumdur.
12.Az kullanma
Yarışma veya antrenman
sırasında bu az kullanılan bölge veya taraf yarışma veya
antrenman sırasında kullanılma zorunda kalırsa, yeterli
hazırlığı olmadığından hem sporcunun performansını
düşürür, hem de yaralanma riski doğurur.
13.Fiziksel kusur
E.
PSİKOLOJİK FAKTÖRLER
Günümüzde genel olarak
bireyin sağlıklı ve verimli olmasını etkileyen nedenler
arasında psikolojik faktörlerin giderek önem kazandığı
görülmektedir. Ruhsal ve fiziksel işlevler ile
performans kapasitesi arasındaki yakın ilişki göz önüne
alınmadan yapılan antrenmanlar ve yarışmalar, sporda
performansı sınırlayna ve yaralanmalara yol açan
nedenlerin bışında gelmektedir.
Performansı etkileyen
faktör, genellikel sporcunun kişiliği ve motivasyonundan
kaynaklanır. Bu nedenle, sporcu adayanın önce seçiminde
ve daha sonra yapılan antrenmanlar esnasında,
performansını etkileyen faktörlerin saptanması ve
giderilmesine özen gösterilir. Spor yaralanmalarının
oluşum nedenlerinden biri de psikoloik nedenlerdir. Bu
durumun bilinmesi ve ortadan kaldırılması spor
yaralanmalarındaki bir oluşum nedenini ortadan
kaldırabilir. Ayrıca bilindiği gibi kaygı, depresyon,
nevrotik vb. durumlarda sporcuların başarıları olumsuz
yönde etkilenir. Sporcunun zaman zaman ortaya koyduğu
kontrolsüz, saldırgan ve riskli davranışlarının
nedenlerini iç şartalra (psikofizik) bağlamak gerekir.
Spor yaralanmalarının meydana gelme olasılığını artıran
ve sporcunun performansını olumsuz yönde etkileyen
kişilikle ilgili psikolojik durumlar; duygusal nedenler,
zihinsel nedenler ve sensomotrik (duyu-hareket) nedenler
olarak üç ana başlık altında ele alınabilir.
1.Kişilik
Kişilik bir insanı
başkalarından ayıran bedensel, zihinsel ve ruhsal
özelliklerin bütünü olarak değerlendirilmektedir. Bir
başka deyişle kişilik kavramından, bir insanı nesnel
(objektif) ve öznel (subjektif) yanlarıyla diğerlerinden
farklı kılan duygu, düşünce, tutum ve davranış
özelliklerinin tümü anlaşılır. Kişilik çok yönlü ve
karamaşıktır. İrade, zeka, duygu, heyecan, mizaç,
biyolojik yapı, soya çekim, çevre etkileri,
sosyoekonomik etkenler gibi pek çok özellik kişiliğin
içinde yer alır. Bireyin kişiliğini sadece sahip olduğu
bu özellikler değil, aynı zamanda bu özelliklerin
bireyin içinde yaşadığı ortamda bıraktığı izlenimler
belirler. Bunun en belirgin kanıtı, aynı bireyin,
çeşitli toplumlarda, aynı toplumun çeşitli kesimlerinde
ve aynı kesimin çeşitli bireylerinde birbirlerinden
farklı, hatta çelişkili şekilde algılanması,
yargılanması ve değerlendirilmesidir.
Sporcuların kişilik
özelliklerine bağlı olarak spora yönelme sebepleri,
sporda beklentileri, antrenman yüklenmelerinde
gösterdikleri sabır ve gayret ile yarışmalardaki zor
koşullarda etkilenme şekil ve düzeyleri farklıdır. Eğer
antrenör sporcuların kişilik özelliklerinin ve bu
özelliklerini performansla ilişkisinin farkında ise
kişiliğin performansı engelleyici bir faktör olması
riskini azaltabilir.
Spor dünyası sürekli “en
yüksek performans” kavramı üzerine kurulu olduğun için,
sporcu kişiliğinin “ruhsal ve fiziksel bütün güçlerini
kullanarak en yüksek performansa ulaşmaya hazır ve buna
ulaşmak için gerekli fedakarlığı yapmaya uygun” bir
kişilik olması gerekir. Pek çok yetenekli sporcu
duygusal açıdan, spordaki psikolojik zorlanmalara direnç
gösteremedikleri için beklenen performansa
ulaşamamakatdır. Yetenek seçiminden başlayarak,
sporcunun kişilik özelliğine uygun spor dallarına
yöneltilmesi ya da performans sporuna uygun olap,
olmadığının tespit edilmesi gerekir.
2.Motivasyon
Kişiliğin oluşmasında,
biçimlenmesinde tutum ve davranışı başlatan, açığa
çıkaran, sürdüren, yönlendiren bilinçli ya da bilinçsiz
etkenlere güdü veya motiv denir. Güdülerin etkisi ile
oluşan sürece de güdülünme veya motivasyon denir.
Motivasyon fizyolojik süreçleri, davranışın sosyal
belirleyicilerini, psikolojik ihtiyaçları, güdülenmeleri
ve heyecanlarla ilgili etkileri bünyesinde toplar.
Güdülenmeler öğrenme deneyimleri yoluyla bütün
davranışları ile ilgilidir. Bazı güdülenmeler olumlu,
bazıları da olumsuzdur. Spor karşılaşmalarında birçok
olumlu ve olumsuz güdülenmeler iç içedir.
Sporcunun fizyolojik ve
psikolojik açıdan yarışmaya hazırlıklı olması için
yeterli bir motivasyon düzeyinde olması gerekir.
Mütivasyon düzeyinin yetersizliği “start tembelliği”
durumuna yol açar. Bu durumdaki sporcu sahip olduğu
performans düzeyini sergilemede isteksizdir. Nedensiz
bir yorgunluk ve keyifsizlik hisseder. Motivasyon
düzeyinin aşırı olması ise “start telaşı” durumuna yol
açar. Bu durumdaki sporcu ise kendisini aşırı gergin
hisseder, sinirli ve telaşlıdır, davranışları
kontrolsüzdür.
Kaygı, motivasyonu
olumsuz yönde etkileyerek, sporcunun kendisini aşırı
zorlama içine atmasın abelki de sakatlanmasına yol
açabilir. Motivasyonu performansı olumlu yönde
etkileyecek şekilde kullanabilmek için antrenörün
sporcularını yakından tanıması, onların ilgi ve
gereksinimleri hakkında doğru bilgilere sahip olması
gerekmektedir.
3.Benlik
Bir kimsenin kendisi ile
ilgili düşünceleri ve çevresindekilerin kendisiyle
ilgili düşündüğünü sandığı kanıların bütünü onun
benliğini oluşturur. Olumlu benlik bilincinin
gelişebilmesi için çocukluktan itibaren koşulsuz sevgi
içcinde bulunması gerekir. Pangrazi, benlik kavramını
kişinin iç dünyasını oluşturan, düşünceler, tutumlar,
değerler ve yorumlar olarak tanımlar. Benlik kavramı,
bireyin kendi kişiliğine ilişkin kanaatlerinin toplamı,
bireyin kendini tanıma ve değerlendirme
biçimidir. Bireyin kendini kavraması, kim ve ne
olduğunu, bir insan olarak nitelikleri, sorumlulukları,
amaçları, inançları ve bilinçli olarak elde ettiği
değerleridir. Benlik kavramı, insan davranışında
önemlidir ve olumlu benlik kavramı kişinin uyum
işlevleri ve mutlu yaşamı için gereklidir.
çocukluktan başlayarak
bütün yaşam boyu insanın çevresinde bulunan kişilerle
kurduğu ilişkiler, iletişim ve etkileşim bu gelişmede
bir yandın bireyin toplumsallaşmasını, öte yandan kendi
benliğini tanımasını sağlar. Ben kimim, neler
yapabilirim, amacım nelerdir, gibi sorulara verilen
yanıtlar sonucunda kişinin benliği ortaya çıkar. Kişinin
kendisini olduğu gibi görebilmesi ve gerçekçi olarak
istediği gibi değerlendirip kabullenmesi başarılı ve
mutlu olmasını engeller. Yetenekli bir sporcu kendisini
veya yeteneksiz bir sporcu, yetenekli olduğunu düşünerek
başaramayacağı görevler almak isteyebilir.
Antrenörler, özellikle
genç sporcuların başarısızlıkları durumunda,
benliklerinin zarar görmemesi ve kendilerine olan
güvenlerini yitirmemeleri için eleştirilerinde dikkatli
olmalıdır.
4.Algı
Genel olarak algı iç ve
dış dünyamızını farkında olmaktır. Duyu organlarımız
aracılığı ile almış olduğumuz uyarıcıların belirli bir
kısma algılanır. Aynı çevredeki iki ayrı kişi farklı
şeyler algılayabilir. Algılar kişinin deneyimleri,
öğrenmeleri, dikkatinin yönü ve duygularından etkilenir.
Algı bireyin beş duyu
organı ile çevreden, derin duyu organları ile vücudundan
gelen uyarıcılar aracılığı ile edindiği izlenimlerin
bilinç düzeyine ulaşmasıdır. Algılama etkinliği ile
sporcu, yaptığı işi bu işin önemini, rakiplerin
durumunu, uygulaması gerektiği taktiği kavrayabilir. Bir
sporcunun öncelikle kendi bedenini algılaması gerekir.
Beden algısı, bedenin şekli, ölçüsü, kol ve bacakların
konumu, yapısı, hatta eklemlerin hareket genişliği ve
mekan içindeki hareket yönlerini kapsar. Bunun yanında
mekan algısı, zaman algısı ve hareket algısı spordaki
performansı etkiler.
Mekan algısı, spor
ortamına katılna nesnelerin şeklini, sbüyüklüğünü,
uzaklığını ve yönünü bildirir. Zaman algısı,
hareketlerin zaman birimi içerisinde düzenlenerek,
ritmik bir olaya dönüşmesi sayesinde bir anlam kazanır.
Hareket algısı, hem başkalarını hem de sporcunun kendi
hareketlerinin algılanmasını kapsar. Aşağıdaki
yanlışlıklar beklenen performansa ulaşma ve yaralanma
riskleri içinde yer alır.
Algıların her biri
duyusal uyarımlardan gelip çabuk şekilde oluşan organize
edilmiş, yorumlanmış şeylerdir ve bir kimsenin eski
deneyimlerinden,g eçmişinden ve öğrenmelerinden
yapılanmış olarak hafızasına yerleştirilmiş olur.
Sporcunun heyecan durumu ve dikkatinin yönü algılarını
geniş ölçüde etkilemektedir. Örnek olarak tenis oynayan
biri topa vurmaya ve pozisyon almaya kendini o kada
verebilir ki, rakibin pozisyon değiştirdiğini
algıyalamaz hale gelebilir . Futbolda pas bekleyenler
bazen karşılarındaki savunma elemanından sıyrılmaya
kendilerini o kadar kaptırırlar ve acele ederler ki,
topu yakalamaya pek az dikkat sarf ederler ve topu
kaçırırlar. Dikkat ve dolayısıyla algı bir bakıma
ayırdedici bir özelliktir. Bir kimsenin dikkatini
odakladığı yön ve motivasyonu onun algılayaşıni etkiler.
çevreninkişi tarafından algılanışı sters üzerinde de
etkili olmaktadır. Dış dünyanın kendisinin değil de
bizim onu algılayış şeklimizin stres kaynağı olduğunu
ileri sürenler bulunmaktadır. Deplasmanda oynayan bir
sporcu sahayı, seyirci veya hakemi performansını
engelleyici bir faktör olarak algılıyor ise kendinden
daha zayıf bir rakibe yenilebilir.
Algı tek bir uyarının
değil pek çok uyarının hızlı bir şekilde yorumlanmasına
dayınır. Özellikle yarışma ortamında uyaran sayısı daha
da artar, buna karşılık başarı için çok çabuk ve artarda
doğru algılamalar yapılması gerekir.
5.Konsantrasyon
Konsantrasyon dikkatin
bir noktada odaklanması anlamına gelir. Spor
hareketlerinin öğrenilmesinde ve bu hareketlerin yarışma
ortamında doğru olarak uygulanabilmesinde dikkatin bir
noktada yoğunlaşabilmesi gerekir.
Düşünme, algılama ve
hayal etmede meydana gelen psikolojik fonksiyonların
bilinçli bir şekilde harekete geçirilmesi dikkat olarak
tanımlanır. Dikkati toplama yeteneği, bireyin
korteksinde baskın uyarılma evrelerinin oluşturulmasına
ve bu faaliyete katılmayan merkezlerin baskı altına
alınmasına dayanır. Beyin merkezine gelen bir uyarının,
o merkeze komşu diğer merkezlere yayılma özelilği
vardır. Örneğin basket topunu sepete atmak için ilgili
merkezlere gelen bir uyarı, o kaslara komşu diğer
kasların merkezlerini de uyarır. Bu uyarılma sonucu,
harekete katalması gereksiz kaslar da kasılır ve
harekete katılırlar. Bu duruma irradrasyon denir.
Böylece hem hareketin koordinasyonu bozulur hem de daha
çok sayıda kas çalıştığı için spocu daha çabuk yorulur.
Konsantrasyon, irradrasyonun tersidir. Bir uyarının,
yeterli sıklık ve şiddette yinelenmesi, onun çevreye
yayılma özelliğini azaltır ve zamanla tamamen ortadan
kaldırır. Kişinin yapmakta olduğu işe duyduğu ilgi ve
istek onun dikkatini toplama yeteneğini belirler. İlgi
duyuluan bir faaliyet istekle yapıldığında konsantrasyon
daha kolay sağlanmakta ve uzun süre devam
edebilmektedir.
Sporcular konsantrasyon
veya dikkatlerini oyunun kendisinden daha başka konu ve
problemlere yöneltirlerse, oyunun gidişine bağlı olarak
görevlerini başarıyla yerine getirmede, iyi bir
performans ortaya koyamazlar. çünkü oyuncular sınırlı
olan konsantrasyon veya dikkat kapasitelerini farklı
konulara kaydırırlar, farklı yöntelre kaydırılan enerji
oyun içindeki performansın yerine getirilmesinde verimli
bir şekilde kullanılamaz. Yüksek kayfı durumunda olan
sporcular konsantrasyonlarını rakplerinin ne kadar iyi
olduğuna kaydırarak kendi becerilerini başarıyla yerine
getirmede zorluk çekebilirler ve performansları
bozulabilir. Bir antrenman maçında, müsabakaya göre çok
daha az nöröfizyolojik enerji harcanır. Genç bir
sporcunun dikkatini toplama yeteneğinin iyileştirmek
isteyen antrenör, öncelikle o sporcuya özgü dikkat
düşüşünü tespit etmelidir. Şartların uygun olması
durumunda, kısa molalar vererek soprcunun harcadığı
enerjiyi yerine koymasına fırsat verilmelidir. Mola ve
yüklenmelerin düzenli olarak birbirini takib etmesi
durumunda., harcanan enerji tekrar sağlanabilir.
Konsantrasyonu sağlamada
güçlük varsa öncelikle bunun sebebini belirlemek
gerekir. Motivasyon eksikliği, duygusal ve zihinsel
çatışmalar, hastalık durumu, monoton antrenmanlar veya
aşırı yüklenmeli antrenmanlar, korku ve otonom sinir
sistemi bozuklukları gibi pek çok neden dikkatin bir
noktada odaklanmasına engel olabilir.
6.Rekabet ve hırs
çocuklardaki hareket zorlamasının özel bir ifade şekli
de rekabettir. Psikolojik bir güdü olan rekabet, çocuğun
kendini başkalarıyla karşılaştırma, kendi yeteneklerini
değerlendirme ihtiyacaından doğar. Rekabet ayrıca
verilen durumların üstesinden gelebilme merakı olarak da
ortaya çıkar. Spor disiplinlerinin sınırlı olması ve
rakiplerin güçlerinin birbirine yakınlığı, resabeti
artırırken, sters de, sbuna paralel olarak artara.
Rekabet, organizmanın uyarıcılarını maksimum kapasite
ile çalışması için çoğunlukla en üst düzeye
yükseltirken,yarış ortamı da sporcuların önceden var
olan yüzeye çıkmamış rekabet duygularını kamçılar.
Sporcu yarışa sadece fiziksel kapasite ile değil, duygu
ve düşüncelerini içeren psikolojik durumlarıyla da
katılırlar. Rekabetin bir yandan kuvvetli bir güdülünem
aracı olduğu, sbirçok yarışmalar için optimal düzeyde
göstermelerini sağladığı belirtilirken, diğer yandanda
aynı yarış ortamının düşük ve yüksek kaygılı sporcuları
rekabeti ne pahasına olursa olsun kazanmak noktasında
yaşarlar. Bu durumda hırsla hareket ederler. Hırs
duygusu sporcunun kendisine ya da çevresine zarar
verecek şekilde davranmasına yol açtığından
istenmemektedir. Ancak mücadeleci ve azimli olma yerine
hırslı olma antrenörlerce yanlış olarak sıkça
kullanılmaktadır. Hırslı oynamak üzere talimat sporcular
tehlikeyi göze alırlar, koordinasyonu bozuk davranışlar,
çarpışmalar, faullü hareketler artar.
Yaralanmalar ortaya çıkabilir ve performans riske
girebilir.
Kondisyon yeteneklerinin
düşüklüğü, vücut ölçülerinin yapılan spor türüne uygun
olmaması veya antrenmansızlık gibi sebeplerden dolayı,
sporcunun başarı ihtimalinin başından beri düşük olduğu
durumlarda, rekabetten kaçınmak gerekir. Rekabet güdüsü
bilinçli bir sev ve idareye ihtiyaç gösterir. Aksi
taktirde algı bozuklukları, hatalı ve yanlış
davranışlar, koordinasyonu bozukluğu sonucu istenen
performansa ulaşmak güçleşir.
7.Riski göze alma
Bir eylem, amaçlanan bir
hedefin bulunması, fakat aynı zamanda mevcut araç ve
imkanların bu hedefe ulaşmak için yeterli olup olmadığı
konusunun belirli olup olmaması halinde riskli olarak
değerlendirilir. Sporcuların bazılarında kişilik
özelliği olarak tehlikeyi göze alma eğilimi bulunabilir.
Ama bunun dışında spor ortamında riski göze almaya yol
açan birçok sebep bulunur.
Sporcular başarısız
olmama ve kendisine gösterilen ilgiyi devam ettirme
gayreti sonucunda, mevcut yeteneklerine uygun düşmeyen
aşırı riskli eylemlerde bulunabilirler. Antrenörün
gözüne girme isteği, seyirciye hoş görünme, riskli
davranışlarda bulunan bazı sporculara özenme, aşırı
motivasyon, rakibe duyulan öfke veya yenilgiyi
kabullenmeme sporcunun riski göze alma davranışına yol
açan diğer nedenlerdir.
Riskli davranışlar
aslında nadiren olumlu sonuçlar getirir. Genellikle
performansı olumsuz yönde etkiler ve yaralanmalara yol
açabilir. Antrenörler sporcuların uzun ve sağlıklı bir
spor yaşamı için, riskli hareketleri özendirecek söylem
ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.
8.Saldırganlık
Saldırganlığın, biri kişi veya nesnesinin zarar görmesi
şeklinde anlaşması konusunda büyük ölçüde bir
birliktelik mevcuttur.
Gabler, sporta engelleme
ve zarar verme ayırımını yapar. Spor dalına özgü
kurallar çerçevesinde bir engelleme söz konusudur ve bu
sporcular tarafından karşılıklı olarak beklenir.
Kurallar ihlal edildiği noktadan itibaren saldırgan
davranışa geçiş gerçekleşir. Kurallar ne kadar kadı,
normal ne kadar bağlayıcı ve beklentiler ne kadar
yüksekse, hayal kırıklığığna uğrama tehlikesi de o
oranda büyük olur. Saldırganlık dolu eylemlerden
kaçınmak için yüklenme ve hayal kırıklığı yaşantılarını
tahammül edilir bir çerçevede tutmaya ve başarılı olma
yaşantılarını ön plana çıkarmaya gayret edilmelidir. Bazı sporcular saldırgan davranışlarad bulunmaya eğilimlidir. Böyle sporculara, özellikle (savunma oyuncuları gibi) rakipte temas halinde olmaya gerektirecek görevler verildiyse yaralanma veya ceza alma riski artar. Bazı sporcularda yer değiştirmiş saldırganlık görülebilir. Bu durumda sporcu kızgınlığını esas kaynağına değil de başka kişi veya nesnelere yöneltebilir. Antrenörüne kızan bir sporcu, yaptığı bir hatalı pası bahane ederek takım arkadaşlarına bağırabilir ya da hakeme kızan bir sporcu kendine dönük bi saldırganlık gösterebilir. Suçluluk, hayal kırıklığı, pişmanlık kendine dönük saldırganlığın sebepleridir. Özellikle genç sporcuların da duyguları yaşamasına izin vermeyecek bir diyalog geliştirilmelidir.
9.Kaygı
Köknele göre, bireyin
bilinçli tehlike karşısında verdiği tepkiye korku,
bilinç dışı çatışmaya bağlı olarak duyulan iç tehlikeye
karşı gösterilen tepkiye de kaygı denilir. Durumluk
kaygı sıkıntı tasa ve gerginlik ile karakterize olan
acil durumu göstermektedir. Sürekli kaygı ise belirli
durumları tehlikeli veya tehdit edici loarak algılama
eğilimi göstermekmtedir ve bu sporcunun kişilik
yatkınılğı olarak ele alınmaktadır. Sporculardaki
sürekli kaygı, karşılaşılan olaylarda, onların değişik
durumluk kaygı düzeyleri ile yanıt göstermelerine neden
olmaktadır.
Kaygının insan
davranışlarına olumlu ve olumsuz etkileri varıdr. Olumlu
olarak daha yüksek bir başarı için güdüleyici ve
hazırlayıcı, olumsuz olarak da hareketin kısıtlanması,
düşük başarı ve çekinme şeklinde etkilerini gösterir.
Yüksek düzeyde durumluk kaygı performansı bozmaktadır.
Buna karşılık düşük düzeyde durumluk kaygıya sahip olan
kişi, başarılı olmak için motivasyonu eksikliği
göstermektedir. Yapılan araştırmalar sporcular için
yarışmaların kaygı yaratan durumlar olduğunu ortaya
koymaktadır. Bu durumun sonuca etkisinin olumlu veya
olumsuz olması, kişilik yapısı, yaş, cinsiyet, yaşam
koşulları, deneyim ve çevre koşulları gibi pek çok
faktöre bağlıdır. Sürekli kaygı düzeyi yüksek olan
sporcuların, durumluk kaygıyı diğerlerine göre daha
fazla yaşadıkları, bunun da performansı engelleyici bir
faktör olabileceği kabul edilmektedir.
10.Korku
Cratty, sportif
yarışların sonuçlarına nasıl katlanılacağının
öğretilmesine ve ortamın suni yarışma ortamı olduğunun
kabul edilmesine rağmen, başarısız sonuçlara katlanmanın
her zaman kolay olmadığını belirlemektedir. Her
sporcunun az da olsa kaybetme korkusu vardır. Bunun
kaynağı, çocukluk deneyimleri başta olmak üzere, birçok
nedenle bağlı olabilir. Özellikle çevresi tarafından
sürekli olarak kazanması beklenen sporcular ya da
kendisinde böyle bir benlik geliştirmiş sporcularda
kaybetme korkusu çok sık yaşanır. Bazı sporcular ise
kazanmaktan korkaklar ancak bu korkularının bilincinde
değillerdir. Kazanma korkusu ilgi odağı olmak
isteyecekleri gibi sebeplerden de kaynaklanabilir.
Özellikle kazanma korkusunu tespit etmek için antrenörün
çok dikkatli olması gerekir.
Davranış ve performansın
başkaları tarafından değerlendirilmesi halinde, spordaki
sosyal durumlarda başarısız veya rezil olma korkusunun
teşvik edilmesi tehlikesi ortaya çıkar. Tüm insanlarda
var olan sevdikleri insanlar tarafından reddedilme
korukusu sporcularda ilave olarak, antrenör, seyirci ve
medya tarafından reddedilem koruksu olarak
yaşanmaktadır.
Tüm sporcuların
sağlıklarına dikkat etmeleri ve sakatlanmaktan
kaçınmaları gerekir. Ancak bazı sporcularda bu durum
aşırıya kaçarak korku yaratabilir ve performansı olumsuz
etkiler. Benzer şekilde bazı sporcularda karşısındaki
oyuncuyu sakatlama düşüncesi de korku yaratabilir.
Sporcular gerek kendileri gerekse rakibinin
saldırganlığından dolayı da korku yaşayabilirler.
Düşük ve orta şiddette
olan korkuları zihni olarak kontrol altında tutabilen
istikrarlı kişilğe sahip olanlarda korku, bazen
performansı artırıcı yönde bir etki gösterebilir. Bu
duruma çoğunlukla, kondisyonla ilgili konularda
rastlanır. Buna karşılık jimnastik ve oyun oynama gibi
koordinasyon ve taktiğe gerek gösteren faaliyetlerde
korku, performansı düşürür. Korkuyu azaltmaya yönelik
olarak yapılacak ilk şey, korkunun bilincine varma,
başka bir deyişle korkuyu itiraf etmektir. Korkuya neden
olan konularda bilgi verilmesi korkuyu azaltmanınbaşka
bir yoludur. Sporcunun kendisini, rakibini oyun içinde
kendi görevlerini, seyirciyi ve hatta hakemi yeterince
tanıması ve hedeflerini açık ve uygun bir şekilde
belirlemesi korkunun performansını engellemesini ortadan
kaldıracaktır.
11.Stres
Connana göre insan
organizmasının, kendisini saran dış çevrenin etkisi
altında iç ortamını belirli bir sınır içinde sabit
tutması zorunludur. Bu da sempatik ve parasempatik sinir
sistemi parçalarının karşılıklı dengesi ile mümkün
olmaktadır. Homeostasis sınırı denen bu sınır içinde
meydana gelecek dalgalanmmalar, ferdin özelliklerine ve
dışarıdan gelen etkinin cinsine ve şiddetine bağlı
olmakta,bu sınır aşıldığında stres ortaya çıkmaktadır.
Ancak sadece çevre strese neden olmaz, çevrenin nasıl
algaılandığı strese neden olmaktadır. Stres kişiye çevre
taraffından yüklenilen istemler ve ub istemlerin kişini
algılaması ile kişinin bu istemlerle başa çıkabilmesi
için kendisinde var olduğuna inandığı kapasiteleri
arasındaki dengesizlikten kaynaklanmakatıdr. Bu nedenle
sporcuların aynı yarışma ortamı içinde stresi yaşama
düzeyleri ve verdikleri tepkiler ile bunun
performanslarnıa etkileri farklıdır.
Antrenörler, stresi
sporcuların performansını engelleyici bir faktör
olmaktan çıkarmak istiyorlar ise öncelikle sporcularını
çok iyi tanımalı ve stres yaşama nedenleri ile
düzeylerini tespit etmelidirler. Sporcunun kendini baskı
altında hissetme nedenleri ortadan kaldırmaya
çalışılmalı, gerekiyorsa psikorealaksasyon yöntemleri
(prograsif relaksasyon, biofeed-back, otojenik
antrenman, transandantal meditasyon, hipnoz vb)
kullanımalıdır.
12.Psikolojik yüklenmeler
Duygular, otonom sinir
sistemined yer alan uyarıcıları harekete geçirir veya
onları etkisiz hale getirir. Harekete geçirmeye yönelik
duygular sempatik sinir sistemini uyarır ve kanda
adrenalin ve noradreranilin düzeyinin yükselmesine yol
açar. Artmış uyanıklılık hali tepkisi “ergotrop tepki”
olarak tanımlanır. Edilgenlik duyguları ise parasempatik
sinir sistemini uyarır. Burada uyanıklılık derecesinde
bir azalma gerçekleşir. Buna da “tropotrap tepki” adı
verilir. Müsabaka korkuları, ergotrap tepkinin
sonuçlarıdır. Tropotrap tepkilerin sonucunda ise
uykusuzluk, sıkıntı, tekdüzellik görülür. Kendilerine
özgü duygusal yapıya bağlı olraak aşırı doygunluk
şeklinde yaşanan çatışma durumları da meydana gelebilir.
Sürekli olarak aynı çeşit
ısınma ve antrenman yapılması halinde yada antrenörün
sürekli olarak aynı tür sözlerle uyarıda bulunması
durumunda tekdüzelik ortaya çıkar. Böyle monotonluklar
sporcuda isteksizlik, uyku hali, yorgunluk, kan
basıncında düşmeye yol açacağından, performansta
dalgalanmalar ve kontsantrasyon bozuklukları ortaya
çıkar. Psikolojik doygunluk durumları ise sporcunun
isteksiz veya sinirli olmasına yol açacağından zihni
yeteneklerini kullanamamasına ve performansının
kötüleşmesine neden olur.
13.Duygusal ve zihinsel
çatışmalar
çatışma, birbirleriyel
uyuşmayna iki veya daha fazla güdünün aynı anda bireyi
etkilediği durumlarda ortaya çıkar; güdülür türüne,
şiddetine, içinde bulunulan ortama göre değişik
görüntüler gösterir. Belirli bir konuda karar vermede
zorluk çekmeye, gerginleşmeye başlayan kişi, büyük bir
olasılıkla, bir çatışma halindedir. Belirli bir konuda
karar vermede zorluk çekmeye, gerginleşmeye başlayan
kişi, büyük bir olasılıkla, bir çatışma halindedir. Bu
kişi, biraz sakinleşip iç dünyasını gözleyebilirse,
birbirleriyle çatışan güdülerin farkına vardıktan sonra,
karar verme sürecini daha akıllıca ve kolayca yapabilir.
Sporcular özellikle yarışmalar içerisinde sürekli
kararlar vermek zorundadır.
Üst üste birkaç hata
yapan sporcu karar vermekte çatışmalar yaşamaya başlar.
Bu gibi durumlarda çok ugun bir pozisyonda olmasına
rağmen kendi şut atmak yerine daha zor bir pozisyondaki
arkadaşına pas verebilir. çatışmaların her zaman olumsuz etki göstermesi gerekmez. Bunlar yaratıcı faaliyetlere veya daha fazla gayret göstermeye de yol açabilir. Somut bir durumda çatışmanın etkisi kişilik, duygu ve isteklerin yapısına bağlıdır. Karar vermekte zorlarnan ve tereddüt geçiren kişi sürekli olarak kendisiyle mücadele eder ve başkalarının kararların bekler. çatışmaların performansı engelleyici bir faktör haline gelmemesi için onları çözmek ve üstesinden gelmek gerekir. Sporcu bunu kendisi gerçekleştirebileceği gib antrenör veya takım psikologu aracılığıyla da halledebilir. Bunun için önce çatışmaların kesinlikle bastırılmaması, açıkça ortaya konularak kabullenilmesi gerekir.
Psikolojik bilgilerin,
çatışmaların çözümlenmesinde önemli bir yeri vardır.
Antrenör, bu bilgilerin yardımıyla sporcunun yaşı,
zekası ve duygusal durumunu göz önüne alarak hareket
etmelidir. Kendine güven konusunda sorunu olan
sporculara yeni, somut ve daha kolay görevler
verilebilir. Sporcusunu iyi tanıyan bir antrenör onun
durumunu önceden tahmin ederek çatışma yaşamasına fırsat
vermeden önlem alabilir. Sporcuların istek ve ilgileri
ile kendilerinden beklenilenler ve çevre koşulları
uyumlu değil ise duygusal ve zihinsel çatışmalar sonucu
sporcuda saldırgan tepkiler ortaya çıkabilir. Bu da
yaralanma riskini arttırır.
14.İnanç sistemi
15.Takıntılar
16.Kurban bulma eğilimi
F.SPORDA ANİ ÖLÜMLER
Sporda hiç arzulanmayan
bir olay çok ender de olsa zaman zaman ortaya çıkan ani
ölümlerdir. Dünya Sağlık Örgütü bu konudan söz ederken,
egzersizden sonraki 30 saniye içinde ve en geç 6 saat
içinde belirtilerinin görüldüğü, 24 saat içinde de
ölümün ortaya çıktığı olaylardan ösz etmektedir. Bu
olaylar sağlıklı, travmatik veya atravmatik nedenlerle
ortaya çıkmaktadır.
Egzersizle ortaya çıkan
ani ölümler değişik yaş gruplarında görülebilmektedir.
Erken yaşlarda ortaya çıkanların genellikle doğumsal
anormalliklere, geç yaşlarda ortaya çıkanların da
iskemik kalp hastalığına ve bunun komplikasyonlarına
bağlı oludğu gözlenmiştir.
Spordaki ani ölümler
konusunad ilk yapılan bilimsel çalışma çekoslavakyadan
Schmid ve Hornofun çalışmasıdır. Bu araştırmacılar
1925-1960 yılları arasında 76 sporcuda ani ölüm vakası
tespit etmişlerdir. Daha sonra Japonyadan İzeki
1962-1969 yılları arasında liseli sporcular arasında 507
ani ölüm vakası tespit edip, bunları incelemiştir. Bu
ölümlerin büyük bölümünün boğulma ve akut kalp
yetersizliği ile oludğu belirlenmiştir. Burada sporda
karşılaşılan ani ölümlerin nedenlerinin başında kardiyak
(kalp ile ilgili) nedenler yatmaktadır. Ayrıca ısı
çarpması, hipotermi ada verilen ısı kaybı, dehidratasyon
yani su kaybı da diğer ani ölüm nedenleridir
|

